Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji AD. İstanbul
Giriş ve Amaç: Yeni kuşak antibiyotik grupları arasında yer alan kinolonların kritik yaş gruplarında kullanımı tartışmalıdır. Bu çalışmada, acil serviste tedavileri düzenlenen yaşlı hastalarda kinolon kullanımının ve bu antibiyotikleri kullanmış hastalarda gelişen advers olayların (AO) araştırılması amaçlandı. Yöntem: Haziran 2003-Mayıs 2004 tarihleri arasındaki dönemde Marmara Üniversitesi Hastanesi Acil Servisi’nde kinolon grubu antibiyotik tedavisi verilmiş, 65 yaş ve üstü 254 hastanın tıbbi kayıtları retrospektif incelenerek kinolon kullanımının ayrıntıları araştırıldı. Ayrıca AO değerlendirmesi için, üç aylık bir dönemde aynı serviste tedavilerinde kinolon kullanılmış olan yaşlı ve erişkin hastalarda kinolon kullandıktan en az 2 ay sonra, kinolon kullanımına bağlı AO gelişip gelişmediği telefonla sorgulandı. Bu sorgulama, görüşmeye katılan 8’i yaşlı, diğerleri erişkin toplam 18 kişi ile yapıldı. Bulgular: Çalışmanın ilk bölümünde; toplam 254 kinolon kullanmış yaşlı hastada, kadınlarda da (% 35.2) erkeklerde de (% 43.1) en sık siprofloksasinin kullanılmış olduğu saptandı. Kinolonların en yaygın kullanıldığı endikasyonlar olan alt solunum yolu enfeksiyonunun (ASYE) tedavisinde ilk sırada levofloksasinin (% 54); idrar yolu enfeksiyonunun (İYE) tedavisinde ise ofloksasinin (%71.6) tercih edildiği saptandı. AO değerlendirmesinin araştırıldığı bölümde ise, kinolon kullanmış yaşlı ve erişkin grupların her ikisinde de birer kişide (sırasıyla 67 ve 63 yaşlarında) AO geliştiği; bu etkilerin yaşlı hastada (siprofloksasine bağlı) iştahsızlık, kusma ve ishalden oluşan gastrointestinal şikayetler olduğu, diğer hastada ise (levofloksasine bağlı) kaşıntıya yol açan dermatolojik şikayetler olduğu tespit edildi. Tartışma: Acil serviste tedavileri düzenlenen yaşlı hastalarda kinolonların en fazla ASYE ve İYE’de kullanıldığı ortaya çıkartılmış oldu. AO tespit edilen hastaların yaşlı ve sınırda yaşlı olmaları, kinolonlara bağlı sorunların göreceli olarak yaşlılarda daha sık oluşabildiği kuşkusunu uyandırmaktadır. Sınırlı veriyle elde edilen bu izlenim, gelecekte bu yönde kapsamlı kinolon güvenlilik çalışmalarının yapılması gerekliliğine işaret etmektedir.